“Metropol ve Zihinsel Yaşam” Üzerine – Simmel’in Makalesini Tahlil Etme

Bu incelemeye başlamadan önce belirtmek istediğim bazı hususlar var. Öncelikle bu makalenin Türkçe çevirilerinin oldukça anlamsız olduğunu söylemeliyim. Bu yazı, öğrencilerin (bilhassa sosyoloji bölümü) biraz olsun nefes alabilmelerini hedeflemiştir. Oldukça özleştirerek yazmaya gayret ettim. 

Diğer bir husus şu, bu yazıyı anlamak için Simmel‘i ve onun sosyolojisini tanımak işe yarayabilir. Bu yazıları ve hatta eğer kent okumalarında başlardaysanız kent sosyolojisi, kent, kentleşme ve kentlileşme yazılarını okumanızı salık veririm. 

Biricikliğini korumak isteyen birey, metropolde yaşamanın oluşturduğu bağımlılık ve bireysellik arasındaki gerilim hattındadır. Biriciklik talep eden birey kentin sunduğu özgürlüklerden yararlanmak için normal gözükmek ve hatta normal olmak zorundadır. Birey zaman zaman daha fazla baskının olduğu kır yaşamına özlem duyar fakat metropol hayatında ötekinden gelecek herhangi bir duygusal uyarıcıya karşı kendini kapattığı için kıra da uyum sağlayacak halde değildir.

Modern yaşamın en derin sorunları, bireyin, etkin sosyal kuvvetler; tarihsel miras, dışsal kültür ve yaşam tekniği karşısında varoluş özerkliğini ve bireyselliğini muhafaza etme amacından kaynaklanır. 18. Yüzyılda din, devlet, ahlak ve iktisattaki bütün sorunlardan ve tarihi bağlardan kendisini kurtarmayı amaç edinen birey, 19. Yüzyılda bir konuda ihtisaslaşması talebiyle karşı karşıyadır. Bu uzmanlaşma insanlar arasında iş bölümünü doğurmuş ve başka bir konuda uzman olmamanın verdiği muhtaçlık ile insanları birbirine bağımlı hale getirmiştir. İşte bu bağımlılık/aşırı fragmanlaşma da sadece eylemsellikte değil insan zihninde de ortaya çıkmıştır ve modern insanın en büyük sorunu haline gelmiştir. (Bahsedilen fragmanlaşmanın günümüzde ne derece bir boyuta geldiği “Karakter Aşınması” kitabında incelenebilir.) İnsanlar artık şoklar düzeyinde algılamaktadır, hiçbir şey tecrübeye dönüşmez. Anlık haz almanın birincil amaca dönüşmesi kaçınılmazdır. Aynı zamanda hazsızlık da modern insan için kaçınılması gereken hale gelir ve bu tür şoklara karşı hissizleşme yoluna gidip dış dünyaya karşı kabuk oluşturur. Bu şoklar insanın beynini iradeye bağlı bellek ve iradeye bağlı olmayan bellek olarak ikiye ayırmasına sebep olur ki bu bellek yitimi anlamına da gelebilir.

Kırda metropol kadar uyaran olmaması hasebiyle ilişkiler daha derindir. Simmel, metropol insanı bütün uyaranlara kırsaldaki gibi tepki verseydi insan zihni atomlara ayrılırdı der ve kırsal bölgelerde hayat yavaş işlediğinden beklenmedik olayların (yani şok düzeyinde algılamaların) olmayacağından bahseder. Sosyal alışkanlıklarla gün geçirildiğinden hayata bilinç katılmasına gerek yoktur fakat metropol her an bilinçli/tetikte olmayı gerektirir yani üst düzey bilince muhtaçtır. Metropol insanları birbirinden daha uzaktır ve kır insanlarının aksine depresyon girme riskleri yüksektir. Aydoğan’ın söylediği gibi metropol insanları Marx ve Weber’in deyimiyle “kuş kafesine” hapseder. (Aydoğan, 2000)

Nietzsche bireyin gelişmesinin önündeki en büyük engelin bireyler arası mücadele olduğunu, sosyalizm aynı nedenlerle her tür rekabetin bastırılması gerektiğini ileri sürer. Birey, teknolojik-toplumsal bir mekanizma tarafından tüketilmeye ve eşitlenmeye direnme eğilimine sahip olduğundan modernliğe özgü hayatı çözmek zorundadır. Kişilik kendini dışsal güçlerin yaptığı düzenlemelere nasıl uyduracak sorusuna cevap verilmelidir (Simmel, 2009)

Metropol insanı toplumsal hayatın temposu ve çeşitliliği konusunda kırsal hayatla kendisi arasında karşıtlık kurar. Kent, farklılığa bağımlı olan insanı kırsal hayatın gerektirdiğinden daha fazla bilinçliliğe mahkûm eder. Kırsalın alışılmış ve düzenli ritminin aksine metropoldeki hayat bilinçliliğin geliştirdiği zekayla idame ettirilir. Metropol insanı, dış ortamlarda onu köklerinden kopararak tehditkâr görünen uyumsuzluklara karşı kendisini koruyacak bir organ geliştirir. “Bu insan kalbinden ziyade zihniyle reaksiyon gösterir”. Metropol insanında farkındalık, zekâ ve düşünsellik sürekli artış gösterir. Dolayısıyla öznel hayatı metropol hayatının ezici gücüne karşı koruduğu düşünülen düşünsellik (intellectualty) birçok yönde dallanıp budaklanıp ayrı ayrı sayısız fenomenle bütünleşir (Simmel, 2009)

Kentteki pek çok ilişki ekonomiktir yani para, kent hayatına yön verir. Para herkes için müşterek olanla ilgilidir ve mübadele değerini talep edip bütün bireyselliği ve niteliği “kaça?” sorusuna indirger. İlişkilerde hesaplanabilirlik hakimdir, insanlar zihinsel olarak birbirlerinden uzaktır. Üreticinin tüketiciyi tanımadığı bir ortamda herkes birbirine yabancıdır ve mal kişi için değil piyasa için üretilir. Metropolü boyunduruğu altına alan para ekonomisi, “hane içi” üretimini ve mal takasını tamamen ortadan kaldırır. Diğer yandan entelektüalist zihniyet mi para ekonomisini teşvik etmiştir, yoksa para ekonomisi mi bu zihniyeti belirlemiştir, bu konuda kesin bir yorum yapmak mümkün değildir. (Simmel, 2009)

Başta sürekli zevk peşinde koşan metropol insanı dışsal uyaranlara karşı tepkilerini kaybeder ve bu metropol insanının usanmışlık durumuyla ilişkilidir. Metropol insanı mekaniktir, yalnız beyniyle hareket eder ve bu usanmışlıkla birlikte artık duyarsızdır; hiçbir şey artık bu durumu değiştiremez. Pahalı olan iyidir düşüncesi insanların kişisel zevkini ortadan kaldırmıştır ve her şeyin parayla sorgulandığı bir dünyada insanların hayati değeri anlamını yitirmiştir. Kapitalizm kendini yeniden üretmek için kişilere kendilerini değersizmiş gibi hissettirir. İnsana yalnız lüks içindeyken değerli olduğunu söyleyen bu mekanizmada insan, sürekli alışveriş yaparak kendini değerli hisseder. (Karantina günlerinde yazdığım bu yazıda insanlardaki internetten alışveriş yapma isteğinin ne dereceye ulaştığını fark ediyorum ve Simmel’i saygıyla anıyorum.)

Metropol insanı bir özgürlük illüzyonu içinde aslında yalnızdır ve komşusundan dahi tiksinir. Kentin rasyonalitesi bireyi güvenli olmaya iter, bu güvenlilik çevresinde oluşturduğu kabukla korunur. Bu sahte korunmanın/özgürlüğün oluşturduğu yalnızlık içinde insan sıkışıp kalır. Metropol; nesnel kültürün geliştiği, bireysel kültürün gücünü yitirdiği gerçek alandır ve bu alan para ekonomisinin hakimiyet sahnesidir. Bu sahnede insan ilişkisi zayıftır, toplumsal ilişkilerin çıkmaz sokaklara girme eğilimi vardır.

Alpaslan Yasin Bekar

Trabzon Gazi Anadolu Lisesi'nden mezun oldum, Gazi Üniversitesi'nde lisans düzeyinde sosyoloji öğrenimi görmekteyim. Durkheim'ın, insanlığın işine yaramayacak sosyolojiyi lanetleyişine katılarak doğası gereği sarsıcı (ve bu açıdan denge getirici) olan sosyolojinin layıkıyla yapılmasını hedefliyorum. Çeşitli site, yazarlık ekibinde ve bir karma öykü kitabında başyazarlık yaptım, müstakbel dergimiz Platon'un genel yayın yönetmenliğini yürütüyorum. Gazi (yeni adıyla AHBV) Üniversitesi'nde Sanat ve Felsefe Topluluğu'nun kurucu başkanıyım ve üç yıldır görevimi ifa etmekteyim.

Sosyolog, sen ne düşünüyorsun?