Kent, Kentleşme ve Kentlileşme Nedir? Aralarındaki Fark Nelerdir?

Kent  

Kent kavramı her dönem için dinamiktir. Gerek literatürde gerekse mevzuat düzenlemelerinde her zaman ve her ülke için geçerli olabilecek bir kent tanımı yapılamadığı görülmektedir. (Karaman, 1998) Öztürkçeci hareket ile birlikte Türkçe sanılıp “şehir” kelimesi

yerine monte edilmeye çalışılan ve aslında Soğdca olan “kent” kelimesi, “şehir” anlamında değil de Batı’dan ithal bir kavramlaştırmayla birlikte başka bir anlama bürünmüş ve modernleşmeyle birlikte ortaya çıkmış sanayi şehirleri anlamında yaygınlaşmıştır.1 Kılıçbay’a göre şehirlerin medeniyet yanları, kentlerin insan ve bina yığılmaları anlamı ağır basar. (Kılıçbay, 2000)

Kuban da “Bizim şehirlerimizin, medinelerimizin ville, citta, stadt, city, ciudad denen Avrupa kentleriyle bazı farkları vardı.” diye belirtir. (Kuban, 2003) Kent/şehir, uygarlıkla/medeniyetle ilişkilidir. Doğuda ve Batıda kavramın düşünsel yolculukla kazandığı anlamlar benzer; Şehirli Türkçede “medeni uygar”dır, Doğunun medinesi medeniyete can verir, İngilizcede ise city “şehir”, civilisation “medeni” anlamındadır. (Kılıçbay, 2000)

Kıray’a göreyse kent; “Tarımsal olmayan üretimin yapıldığı fakat daha önemlisi hem tarımsal hem de tarım dışı üretimin dağıtımının ve kontrol fonksiyonlarının toplandığı, belirli teknolojik seviyelere göre büyüklük, heterojenlik ve bütünleşme düzeylerine ulaşan yerleşim şeklidir” (Kıray, 1982) Görüldüğü üzere Kıray kenti, daha çok sanayi sonrası şehir olarak ele almıştır.

Marx ve Engels’e göre kent, üretim araçlarından ziyade üretim araçlarını elinde tutanların yani erklerin de toplandığı yer olup çıkar kümelerinin sınıf yapısına doğmasına yol açan mekandır. Burjuvazi de emekçi de kendini kentlerde oluşturur. Engels “İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu” çalışmasında kentlerde kontrolsüz sömürü olduğunu söyler ve çarpıcı manzaralar ortaya koyar.

Durkheim ise Marx ve Engels’in aksine kenti dayanışma ve iş bölümü temelinde ele alır. Durkheim’ın mekanik dayanışma – organik dayanışma ayrımında görüldüğü gibi toplum kentte artık organik dayanışma içindedir yani herkes bir konuda ihtisaslaşarak bir vücut gibi çalışır. Kent toplumunda iş bölümü oluşmuştur ve bu iş bölümünün oluşmasının zorunlu bir sonucu olarak organik dayanışma gerçekleşir. (Tolan, 1996)

Weber’e göre kent üretim koşullarının belirlendiği yer olmasının yanında bir örneğin kalesinin ve askeri gücünün bulunması yönünden siyasi bir birimdir. Weber’in kent kuramında kent, üzerine kuramlar kurulması gereken bir şey değil, kapitalizm için gerekli ideal tiptir.

Sosyolojik olarak ilk kez kent tanımını yapan Rene Mauiner, kentin tek bir özelliğine göre yapılan tanımlarını üçe ayırır;

  • Morfolojik: Kent, köyden toprak büyüklüğü ve nüfus çokluğu bakımından ayrılır. Biçimsel olan bu ayrımlarda şehir; doğumların azlığı, nikah oranlarının yüksekliği üzerinden tanımlanır. Mauiner, bu tarz tanımlamaları sosyolojik olarak yeterli bulmaz.
  • Fonksiyonel: Kenti sırf işlevleri üzerinden tanımlamak da yeterli değildir. Endüstri şehri, ticaret şehri, tüketim merkezi gibi tanımlamalar sosyolojik değerlendirmede eksik kalır.
  • Karma: Bu tür tanımlardaysa şehir hem morfolojik hem fonksiyonel özelliklerin bütünü olarak alınır. Mauiner bu tür tanımları da yetersiz

Onun tanımına göre ise kent, nüfusuna oranla coğrafi temeli dar olan ve aileler, meslek grupları, sosyal sınıflar, mezhepler gibi çeşitli heterojen grupları içine alan karmaşık bir yerleşme grubudur. Kenti diğer yerleşim yerlerinden ayıran iç yapısıdır yani fonksiyonel ve morfolojik tanımların birleşiminden fazlasıdır.

Ayda Yörükan, kentin genel özelliklerini şöyle sıralar;

  • Şehir, heterojen bir sosyal
  • Büyük nüfusuna rağmen yerleşim alanının sınırlılığı sonucu nüfus yoğunluğu vardır.
  • İnsanlar mekân bakımından yakın olmalarına rağmen sosyal mesafe bakımından birbirlerine uzaktırlar.
  • Kent, şahsiyetin, ferdiyetin ve hürlüğün gelişmiş olduğu bir çevredir.
  • Kentte insanlar arasındaki ilişkiler geleneklerin hâkim olduğu enformel yollarla değil, formel ve rasyonel kanunlarla düzenlenir. (Aile, akraba, hemşeri gibi gruplarda enformel ilişkiler sürse de belirleyici olan hukuksal düzenlemelerdir).
  • Uzmanlaşmaya dayalı, farklılaşmış formel iş organizasyonları yaygınlaşmıştır.
  • Yol ve ulaşım imkânları ile sosyal unsurların mekânsal hareketliliği ve sınıflar arasındaki sosyal hareketlilik ileri düzeydedir.
  • Kent kültürü dinamik bir yapıya sahiptir. Kentler, sosyal ilişkilere açık, sosyal-kültürel değişimin yoğun yaşandığı
  • Kent, ekonomik imkânlar, sağlık, eğitim, bilim, sanat vb. bakımdan gelişmiştir.
  • Diğer taraftan kazalar, suç işleme, alkol, uyuşturucu bağımlılığı, sefalet, yabancılaşma vb. bakımdan sorunları da üretmektedir. (Yörükan, 2005: 49-56)

Ezcümle kent; nüfusu yoğun, genelde tarım dışı işlerin olduğu, toplumsal ilişkilerin karmaşası içinde insanlığın oluşturduğu bir şey olup kamu-özel, mesai-boş zaman, kutsal- dünyevi gibi sınırları muhteva ederek bu sınırları kendi içinde kesiştiren, insanın biçimlendirdiği ve insanı biçimlendiren mekandır.

Kentleşme

Kentleşme ise sanayileşme ve ekonomik gelişmeye koşut olarak kent sayısının artması ve bugünkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum yapısında artan oranda örgütleşme, uzmanlaşma yaratan, insan davranış ve ilişkilerinde kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus birikimi sürecidir. (Keleş, 1980) Kentleşme mekânsal evrimin bir aşaması ve yönüdür. Çeşitli nedenlerle kırsal kesimlere yönelen göç sonucunda, bir taraftan mevcut kentlerin nüfus ve alan itibarıyla büyümesi, diğer taraftan da köy, kasaba, vb. yerleşim birimlerinin giderek büyümesi sonunda kente dönüşüp, mevcut kent sayısının atmasıdır. (Nadaoğlu, 1996)

Toplumsal değişmenin hem sebebi hem sonucu olan kentleşmeyi Bal şöyle açıklar; “Sanayileşme olgusu toplumsal yapıyı bütünüyle değiştirdi. Bireyler sosyal hareketlilik içinde yetenek ve başarıları ölçüsünde yüksek statülere ulaşma hakkını elde ettiler. Ekonomi serbest pazarın doğasına uygun olarak yarışmacı ve üretken hale geldi. Teknolojik ilerlemeler üretimin ulusal ve uluslararası pazara dönük olmasını sağladı. Mal ve hizmetlerin üretiminde uzmanlaşma arttı. Eğitim kentte yaşayan tüm yurttaşlar için organize edildi. Kitle iletişim sistemi sözlü iletişimden daha etkili oldu. Tüm bunlar, sanayi toplumunun kentlerini ortaya çıkardı. Bu kentlerin oluşturma sürecine kentleşme diyoruz” (Bal, 2008)

Tolan kentlileşme ile ilgili yapılan tanımları üçe ayırır;

Ekonomik-demografik tanımlar kırdan kente doğru göç hareketi, gelirin tarımdan sanayiye kayması ile ilgili süreç, nüfus yapısındaki değişmelerin vb. sonucu olarak kentleşmeyi tarif eder.

Sosyo-ekonomik tanımlar kentleşmenin “sanayileşme ve modern hizmet sektörleriyle aynı yön ve hızda geliştiği, mekâna bu sektörlerle aynı biçimde yayıldığı ve istihdamdaki niteliksel gelişmelerle ilişkisi kurulduğu ölçüde ekonomik ve toplumsal gelişmeyi hızlandırıcı bir etken” olduğunu söyler.

Sosyo-politik-kültürel tanımlarda ise kentleşme “türü, yönü ve biçimi ne olursa olsun toplumdaki yapısal değişmelerin bir göstergesi.”; “ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel faaliyetlerin mekâna yansıması ve mekânı biçimlendirmesi süreci”dir.

Tolan tanımları sıraladıktan sonra onları teknokratik ideolojinin ifadesi olarak değerlendirip kentleşmenin bütünlüklü bir tanımının şöyle yapar: Kentleşme hem kırsal bir toplumun kentsel bir topluma dönüşme süreci, hem de kentsel mekânın ve toplumsal pratiğin değişme ve evrimleşme sürecidir. (Tolan, 1996) Bu süreç kesintisizdir ve demografik, ekonomik, politik ölçütlerle değil toplumsal ilişkiler çerçevesinde ele alınmalıdır.

Kentlileşme

Kentlileşme ise kentleşmenin toplumsal değişme boyutunu yansıtır. Kentlere göçen insanların yeni hayat koşullarına adaptasyonu, ona maddi ve manevi olarak bütünleşmesi, kent kültürüne ait değerlerin normların benimsenmesi kentlileşmedir. “Urbanization”un İngilizcede hem kentlileşmeyi hem de kentleşmeyi karşılamasına rağmen Türkçede kavramın ikiye bölünmesi gerekmiştir.

Kentlileşme; kentleşmeden ayrı olan ve kentleşme akımı sonucunda toplumsal değişmenin insanların davranışlarında ve ilişkilerinde, değer yargılarında tinsel ve özdeksel yaşam biçimlerinde değişiklikler yaratması sürecidir. Keleş, 1980: 71)

Kentlileşme temelde bir kültür değişimini ifade etmektedir. Kentlileşme için kent kültürünün gelişmesi yanında kentte yaşayanların fiziksel ve davranışsal olarak da uyum içinde olmaları gerekmektedir (Ulusoy ve Vural, 2001)

Kentlileşme olgusu kurallı hayatı, kamu malına zarar vermemeyi, cemiyet duygusu içinde bir diğerinden sakınmayı, kenti sevmeyi kapsar. Köyden kente geçen insanın kentte yeniden toplumsallaşması kentlileşmedir. Simon’un sanayi toplumuna geçiş, Becker’in cemaatten cemiyete dönüşüm olarak adlandırdığı kentin benimsenmesi kentlileşmedir ve bu sıkıntılı bir süreç olabilir. Gerçek manada uyum birkaç nesil sürer.

1 Bu yorumu yaparken hem literatürde hem halkın dilinde “şehir” ve “kent” kelimelerinin kullanımını dikkate aldım. Belki kimilerinin reddedeceği bu ayrım benim için aşikârdır.

 

Konunun bütünlüğü için bu yazının da okunması sıhhatli olacaktır: Kent Sosyolojisi Nedir?

Alpaslan Yasin Bekar

Trabzon Gazi Anadolu Lisesi'nden mezun oldum, Gazi Üniversitesi'nde lisans düzeyinde sosyoloji öğrenimi görmekteyim. Durkheim'ın, insanlığın işine yaramayacak sosyolojiyi lanetleyişine katılarak doğası gereği sarsıcı (ve bu açıdan denge getirici) olan sosyolojinin layıkıyla yapılmasını hedefliyorum. Çeşitli site, yazarlık ekibinde ve bir karma öykü kitabında başyazarlık yaptım, müstakbel dergimiz Platon'un genel yayın yönetmenliğini yürütüyorum. Gazi (yeni adıyla AHBV) Üniversitesi'nde Sanat ve Felsefe Topluluğu'nun kurucu başkanıyım ve üç yıldır görevimi ifa etmekteyim.

Sosyolog, sen ne düşünüyorsun?