Gecekondu Meselesi

“Gecekondu”nun Kavramsal Analizi

Gecekondu, resmi yaklaşımda görece geç kalınmış bir kavramdır ve tanım olarak da bu yüzden çeşitliliğe sahiptir. BM’ye göre gecekondu, “yasal olmayan yer işgali ya da az gelirli kimselerin yaptıkları barınak” olmakla birlikte bu, görünüşünü de ihtiva eden tanımdır. Üçüncü Dünya’da ise gecekondu daha çok yasal olarak tanımlanıp özel mülkiyetin ihlali vurgulanır.

Gecekondu için yalnızca olumsuz tanımlar yoktur. Örneğin, Turner’in bir konutun asıl değerini yararlılığına göre değerlendirmek gerektiği önerisi bir olumlu yargıdır. Yani ona ihtiyaç duyuluyordur ve o, yararı ölçüsünde değerlidir. Fakat Türkiye’deki yaklaşımların ekseriyeti gecekonduyu bir sorun olarak görmektedir.

Türkiye’de de gecekonduya ilk resmi yaklaşım 775 sayılı Gecekondu Yasası’dır ve ülkemizin ilk tanımı da burada geçmektedir: “Gecekondu deyimi ile imar ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genel bükümlere bağlı olmaksızın, kendisine ait olmayan arazi ya da arsalar üzerinde, sahibinin izni olmadan yapılan izinsiz yapılar anlatılmaktadır.”

Sabri Çakır’a göre (2011) gecekondunun ve gecekondu mahallesinin ayırt edici özellikleri şunlardır;

  1. Yasalara aykırı oluşu.
  2. Sağlık ve teknik koşullardan yoksun bulunması.
  3. Başkasına ait yerde yapılmış olması.
  4. Arsa sahibinin izninin olmayışı.
  5. Ruhsatsız yapılmış olması,
  6. Alelacele yapılmış bulunması.
  7. Gizli yapılmış olması.
  8. Nitelik ve niceliksiz, kişinin kendisine ait bulunan yerde de yapılsa, yasalara aykırı ve ruhsatsız barınaklar oluşu.

Gecekondulaşma bir kentleşme problemidir ve göç ve varoşluk ile doğrudan bağlantılıdır. Gecekondulaşmaya dair birçok araştırma yapılmış olup bu araştırmaları niteliğine göre ikiye ayırabiliriz, (1) alan deneyimine dayanan araştırmalar, (2) kuramsal nitelikli araştırmalar. Alan deneyimine dayanan araştırmalarda en mühimleri sosyologların elinden çıkmış olup bu, konunun sosyolojik önemini de gözler önüne serer.

Türkiye’de Gecekondulaşma

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye’deki çarpık kentleşmenin müsebbibi, ani kentleşme, tarımda makineleşme ve karayollarının gelişimidir. Kente akın eden kitle, kentin konut ihtiyacını karşılayamaması sonucu gecekondulaşma ile soruna cevap bulacaktır. Ancak Türkiye için göç ve kentleşme bu dönemde başlamamıştır. 16. Yüzyılda iç kargaşa, Anadolu’daki toprak kullanımı ve vergi sisteminden dolayı halk İstanbul ve Bursa gibi kentlere göç etmiştir. Ancak Türkiye kentleri için ur olan gecekondulaşma 20. Yüzyılın ikinci yarısının sorunudur. Kent, göçü kaldıramayınca kamuya ait alanların işgali ile birlikte gecekondu mahalleleri ortaya çıkacaktır ve bu mahalleler, kentte ayrı bir sosyoekonomik yapı biçimine bürünecektir. Gecekondulaşma, ilk başta yalnızca Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerin sorunu iken bugün bütün kentlerde bir sorun haine gelmiştir. Gecekondulaşma ciddi bir toplumsal konudur. Söz konusu göçün ardından kentte, gecekondu mahallelerinde yeniden cemaat halinde yaşayan kitle, geleneksel bağlardan uzaklaşmaları hasebiyle kontrol mekanizmalarını kaybedecek ve belki, tabiri caizse boşluğa düşeceklerdir. Bu mahallelerde suç oranları artacak, kimi zaman kaçakçılığın, terörün yuvası haline gelecektir.

Türkiye’de gecekondulaşmanın ilk ne zaman başladığına dair net bir veri elimizde yoktur zira resmi kayıt tutulmamıştır. Gene de dediğimiz gibi bu süreç, İkinci Dünya Savaşı sonrasına tekabül etmektedir. DP’nin 1946 seçimlerindeki kuvvetini hisseden CHP liberal politikalar gütmüştür. Marshall yardımıyla tarımda makineleşme başlamış, bu sebeple tarım işçileri işsiz kalmıştır. (Bu tarihlerden önce 1928-1930 yılları arasında Ankara’da gecekondulaşmanın başladığı ve bunların kaçak evler olarak adlandırıldığı da söylenmektedir.)

Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun sıkı cemaat yapısından ve Karadeniz’in kırsal kesiminden göçmüş kitle gecekondulaşmayı hızlandırmıştır. 1953 yılında gecekondu sayısı yaklaşık 80 bindir. Bu hız, Türkiye’de şehirleşmeye büyük yara açacak, kentsel dönüşüme kadar kayda değer çözümler üretilemeyecektir. Çakır (2011) gecekondu sorununu yaratan göç nedenlerini şöyle sıralar;

  • Nüfusun hızla artması.
  • Tarımın büyük ölçüde makineleşmesiyle işgücünün kırsal bölgelerden kentlere kayması.
  • Sanayileşmenin plansızlığı.
  • Toprağın bölünmesi, verimin azalması ve yetersizliği.
  • Ölçülü toprak reformunun yapılmaması.
  • Hazine arazilerinin iyi değerlendirilmemesi.
  • Doğal olayların sıklığı, bunlara karşı önceden önlem alma olanağının bulunmayışı.
  • Konut sorununa bütüncül bir yaklaşımla çözüm getirilememesi; konut kiralarının yasal bir düzene sokulamaması.
  • Kırsal alanlarda sağlık, beslenme, eğitim, ulaşım ve bu gibi olanakların yetersizliği, dengesizliği, denetimsizliği.
  • İş olanaklarının sadece kent merkezlerinde kurulan fabrikalar ve devlet kurumlarınca sağlanması.
  • Kent plan ve programlarının çağın koşullarına uygun olmaması.
  • Halkın bilgi, görgü, kültür gibi değer yargılarını yükselten kurumların kırsal bölgelerde bulunmaması ve böylece kentsel yaşamın özendirici bir nitelik ve nicelik taşıması vb. nedenler. · Doğu ve Güneydoğu’da çözümlenemeyen siyasal içerikli anarşik olaylar, psikolojik baskı, şiddet, yoksulluk, mesleksizlik, eğitimsizlik vb.

Gecekondu Sayısı ve Gecekondu Nüfusunun Artışı[1];

İtme-çekme kuramına göre incelendiğinde, kırın itmesi kentin çekmesi karşısında halk bocalamış ve kentte daha iyi yaşayabileceğini düşünüp Wirth’in deyimiyle bu çekim merkezlerinin cazibesine kapılmıştır. Bu çekici kentler onlar için imkân sunamayacak, onlar da barınabilmek için kendi çözümünü üretecektir. Yani göç, gecekondulaşmanın baş sorumlusudur.

Türkiye’de bu mevzu, gecekondunun gelişimi ve bunlara müdahalelerin biçimi açısından üç döneme ayrılmıştır; 1950-70, 1970-80 ve 1980 sonrası. (Erman, 2004)

Batılı kent uzmanlarınca, Türkiye’de gecekondulaşmanın gelişimi bir felaket olarak değerlendirilmiştir. Kullanıcı ile yapıcının arasında bir fark olmayan bu konutlar yoksulluğun tezahürüdür. 1970-80 arası gecekondulaşma ile ilgili, Sosyal bilimciler, yeni kimliklerin inşası, uyum problemi, ekonomik etkiler, toplumsal tabakalaşma, kentleşmeye etkileri konularına dikkat etmiştir. (Karpat, 2003; Gökçe, 1976, aktaran: Oya Okan)

1980 sonrasında, önceki dönemin olayı hafifleten/yumuşatan algısı iyice yıkılmıştır. Açık Öğretim Kitabının aktardığına göre, Erman’ın tabiri (2004) şöyledir; 1950 / 1960’lı yıllarda Köylü Gecekondulu, 1970’li yıllarda “Sömürülen/Dezavantajlı Gecekondulu” ve 1980’li ve 90’lı yıllarda genelde “Çoğul Olarak Gecekondulu” ve özelde “Haksız Kazanç Sahibi Gecekondulu”ya karşı “Kent Yoksulu Gecekondulu” ve 1990 sonlarından bugüne “Sakıncalı Gecekondulu Olarak Varoşlu”ya karşı “Özne Olarak Gecekondulu” algıları ya da tarifi hakimdir (Erman, 2004). Buna göre, 1980’lere kadar pek bir olumsuz bir algı yokken bu devirde “Haksız Kazanç Sahibi” olarak nitelendirilirler. 1980’lerin başından itibaren bu algılayış biçimi ve neoliberalizmin güdülmesi sonucu “kentlerin yeniden yapılanması” projeleri ortaya çıkmıştır. Çarpık kentleşmeye sahip Türk kentleri için bu, gecekondularla tepeden inmeci, hiyerarşik bir çatışmaya dönüşecektir. Bu hiyerarşik çatışmanın siyasi dili; çarpık kentleşmeye karşılık, uyuşturucunun-kaçakçılığın yuvası olarak gecekondunun hedef gösterilmesi vs. ekseninde gelişmiştir. Artık gecekondusuz şehir hayali içinde olan devlet, bu mekân müdahaleleri ile başka bir toplumsal gerçekliği üretecektir. Gecekondu yıkımına karşı manzaralar, gösteriler hepimizin malumu olacak, yıkılan gecekondu mahallelerinde yuvalanmış suç oranı kente dağılacaktır. Araştırmalara göre, 2000 sonrasında ise bu kentsel dönüşüm hızlanmış, çarpık kentleşmeye karşı yararlı hamleler atılabilmiştir. Apartmanlaşmaya kadar giden yolda politikacılar sık sık başka metotlar denemiş, başka bir örgütlenmeyle çarpık kentleşmeye karşı savaşmaya çalışmıştır fakat bu, metnin sıhhati düşünülerek ayrıntılandırılmayacaktır. Ana eksende değerlendirildiğinde bu süreç katı bürokratik yaklaşımdan katılımcı demokratik yaklaşıma evrimdir. 1990-2005 arası süreçte gecekondulaşma ile ilgili yaklaşımlarda ekonomik ve siyasi hassasiyetler gösterilecektir.

 

Kaynak

Işık, Ş . (2005). TÜRKİYE’DE KENTLEŞME VE KENTLEŞME MODELLERİ. Ege Coğrafya Dergisi , 14 (1-2) , 57-71 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/pub/ecd/issue/4878/66933

Keleş, R. (1986) Türkiye’de Sosyal Bilim Araştırmalarının Gelişimi, 1986, 269-282.

Sağlam, S . (2006). Türkiye’de İç Göç Olgusu ve Kentleşme. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları (HÜTAD) , (5) , 33-44 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/turkiyat/issue/16667/330762

Baltacı, S, (2009) Türkiye’nin Kentleşme Yazınında “Kırdan Kente Göç”

Okan, O. (2013). Kent Sosyolojisi.

Çakır, S. (2011) Türkiye’de Göç, Kentleşme/Gecekondu Sorunu ve Üretilen Politikalar

Sunay, C. (2004) Türkiye’de Kentleşme ve Değişen Siyasi Kültür (1950-1960)

[1] Baltacı, S, (2009) Türkiye’nin Kentleşme Yazınında “Kırdan Kente Göç”

Alpaslan Yasin Bekar

Trabzon Gazi Anadolu Lisesi'nden mezun oldum, Gazi Üniversitesi'nde lisans düzeyinde sosyoloji öğrenimi görmekteyim. Durkheim'ın, insanlığın işine yaramayacak sosyolojiyi lanetleyişine katılarak doğası gereği sarsıcı (ve bu açıdan denge getirici) olan sosyolojinin layıkıyla yapılmasını hedefliyorum. Çeşitli site, yazarlık ekibinde ve bir karma öykü kitabında başyazarlık yaptım, müstakbel dergimiz Platon'un genel yayın yönetmenliğini yürütüyorum. Gazi (yeni adıyla AHBV) Üniversitesi'nde Sanat ve Felsefe Topluluğu'nun kurucu başkanıyım ve üç yıldır görevimi ifa etmekteyim.

Sosyolog, sen ne düşünüyorsun?